Acaba hiç düşündünüz mü, bilindiği kadarıyla evrendeki en karmaşık, mucizevi ve en iyi şekilde tasarımlanmış kitle nedir? Tabii ki insan beyni...
Yaşamsal aktiviteleri gerçekleştirmenin çok ötesinde bir kapasiteye sahip olan insan beyni, milyarlarca bilgiyi, sonradan kullanılmak üzere depolayabilir. Yapılan deneylere göre sadece bazı maymun türlerinde rastlanan merak etme, bu merakın sonucu bildiğiyle yetinmeyip daha fazlasını öğrenme güdüsü sadece insanlara ait bir özelliktir. Ve bu muhteşem özelliğimiz sayesinde yaşadığımız dünyanın en zeki ve diğer hayvanlardan ayrılan üyesiyiz.
İnsan ve Öğrenme
Peki insan nasıl öğreniyor? Kısa ve uzun süreli hafızasına kaydettiği bilgileri hangi şartlar sonucu, nasıl kullanıyor? İnsanın öğrenme kapasitesi geliştirilebilir mi? Herhangi bir beceriyi kazandıracak bilgiyi alma ve uygulama süresi nasıl kısaltılır?
Bilim dünyası şu sıralar bu konular üzerine kafa yorarken, bilim adamları ve eğitimciler, insan beyninin nasıl çalıştığı ve insanın nasıl öğrendiği konusunda çok mesafe katettiler. Ancak henüz ortaya atılan hiçbir kuram ve teknik hızlı, doğru ve kısa sürede beceriye dönüştürülebilme anlamında yeterince etkin olmamamıştır. Bilimsel bulgularla teknolojinin son 50 senede katettiği yol ve yarattığı değişimler göz önüne alındığında hala 100 sene önceki tekniklerle yürütülen bir eğitim sisteminin öğrencileriyiz.
Kişiden kişiye farklılık gösteren öğrenme stillerine göre şekillendirilen ve geliştirilen yeni teknikler ile bilimsel keşifler, yukarıdaki soruların cevaplarına bizi her geçen gün yaklaştırmaktadır.
Kimi insan diğerleriyle etkileşimde bulunarak aktif öğrenmede iyiyken, kimisi kendi başına kişisel öğrenmeyi tercih edebilir. Bazıları görsel biçimlerle kolay öğrenirken, bazıları da sözel yöntemleri tercih ederler. Nasıl olursa olsun insanın günlük yaşamında karşılaştığı bilgiler onun öğrenme tercihlerine göre yapılanmazlar. Kişi merak ettiği ya da öğrenmek zorunda olduğu bilgileri uzun süreli hafızasına almak, pratiğe dökmek, veya kendisinden beklenen davranış değişikliğini gerçekleştirmek için tüm yöntemleri kullanabilmeyi öğrenmelidir. Yani “öğrenmeyi öğrenmelidir”.
Yeni Bir Eğitim Sistemi Olarak Uzaktan Eğitim ve E-Öğrenme
Geçen yüzyılın sonlarına doğru mektupla öğretim ile çağdaş eğitim sistemindeki yerini alan uzaktan eğitim, internetin ve internet teknolojilerinin gelişmesi ile son 10 yılda “web tabanlı eğitim”, “senkron eğitim” gibi türevlerinin ortaya çıkmasına sahne olmuştur.
Ülkemizde Açık Öğretim Fakültesinin öncülüğünde posta ve televizyon ile başlatılan akademik çalışmalar, bazı öncü üniversitelerin katkısıyla, tamamen web tabanlı, video konferans sistemi destekli ve hatta yabancı üniversiteler ile eş zamanlı canlı sanal sınıflar kurulmasına varan bir gelişim göstermiştir.
Kurumsal çapta, özellikle ülkemizde faaliyet gösteren yabancı teknoloji firmaları öncülüğünde, kendi personellerini e-öğrenme ile eğitmeye çalışan şirket sayısı artmakta, zaman-mekan tasarrufunun yanısıra, kişilerin iş performanslarını da artırıcı etkilerinin beklenmesi nedeniyle her geçen gün daha da tercih edilmektedir.
Peki ama, ülkemizde yurtdışını yakalamayan bir hızda da olsa sürdürülen bu yatırımlar ve geliştirilen teknolojiler, global eğitim sisteminde ne kadar etkili olmaktadır?
2002 yılında, uzaktan eğitim sektörünün dev firmalarından Thomson Netg tarafından yapılan bir araştırmada (araştırmaya aralarında Lockheed-Martin, National Cash Register, Utah Eyalet Universitesi, Limerick Üniversitesi, Anoka-Ramsey Koleji, Executive Service Corp. Kurum ve okulların katıldığı 128 katılımcı arasında yapılmıştır) uzaktan eğitim ve karma eğitim programlarının etkinliği sorgulanmıştır. (Bkz: Grafik 1)

Grafik 1: Uzaktan Eğitim ve Karma Eğitim Programlarının Etkinliği
Araştırmada katılımcılar üç gruba ayrılarak işe yönelik temel gelişim eğitimlerine tabi tutulmuşlardır. İlk grup karma bir eğitim programı alırken, ikinci gruba sadece uzaktan eğitim programı uygulanmıştır. Üçüncü grup ise kontrol grubu olarak seçilmiş ve performans karşılaştırması yapılabilmesi için hiç eğitim almamışlardır.
Eğitimler sonrasında ilk iki grubun katılımcıları sadece kağıt üzerinde verilen bir görevi, aynı zamanda her üç grup da bir gerçek hayat projesini tamamlamışlardır. Yukarıdaki grafiğe göre, hiç eğitim almayan gruba göre, sadece uzaktan eğitim alan grubun projedeki performansı %99 oranında daha iyidir. Ancak bunun da ötesinde dikkat çeken nokta, karma eğitim modeli ile eğitilen grubun gösterdiği performanstır.
Ancak, uzaktan eğitim ya da karma eğitim, bu iki sistemde de hiç mi güvenilirlik problemi bulunmamaktadır? Şüphesiz dünya çapında, literatürlere geçmiş başarısız uygulamalar, kişisel ve kurumsal ihtiyaçları karşılayamayan zayıf içerikler uzaktan eğitimin son yıllarda kazandığı şöhrete gölge düşürmüştür. Yine de iyi niyetli olarak 2006 sonunda 24 Milyar Dolar olarak tahmin edilen dünya çapında uzaktan eğitim harcamalarının, 6 sene öncesine göre 8 katına çıkacağı tahmin edilmektedir.
Bu noktada dünya ve Türkiye çapında başarılı sayılan örneklere bir göz atalım:
* 1999 yılında IBM, geleneksel metodun üçte biri fiyatına 5 kat daha fazla eğitim vererek, $200M maliyet avantajı elde etti.
* Ernst&Young, karma eğitim metodu ile (%80 internet üzerinden, %20 sınıf eğitimi) %35 maliyet avantajı elde etti.
* Rockwell Collins, eğitim programlarının yalnızca %25’ini internet üzerine taşıyarak, %40 maliyet avantajı elde etti.
* Türkiye’de büyük bir holding, 2002 yılı başında tüm MS Office eğitim programlarını internet ortamına aktararak %40 maliyet avantajı elde etti.
Ya Başarısız Örnekler?
Özellikle Amerikan üniversitelerinde yaygın olarak kullanılan bu sistem, henüz olgunluğa ulaşmamış tasarım ve sistematiği, belli standartlara kavuşamaması ve özellikle hazırlanan içeriklerin bir süre sonra insanlarda yarattığı sıkıntı refleksi, uzaktan eğitim modeliyle verilen derslerde başarısız sonuçlar alınmasına yol açmaktadır. Üniversiteler çapında yapılan araştırmalar, sınıf eğitimlerinde öğrencilerin devamsızlık oranının %20’lerdeyken, uzaktan eğitim destekli sınıflarda bu oran %70’lere çıkmakta olduğunu göstermiştir.
Türkiye’de ise özellikle finans ve otomotiv sektörüne yönelik yapılan çalışmalar yoğunluk kazanmaktadır. Ayrıca eğitim planlama ve operasyonlarında merkezi yönetim isteyen holdinglerin de uzaktan eğitim bileşenleri ile (özellikle eğitim yönetim sistemleri) “temkinli tanışmaları” gerçekleşmektedir.
Büyük bir otomobil firmasının denediği bir eğitim yönetim sistemi ve içerikleri, sistemin standartlara uymamasından dolayı başarısızlığa uğramış ve hemen test aşamasındayken uygulamadan vazgeçilmiştir. Yapılacak yatırımdan büyük geri dönüşler (ROI – Return on Invesment) bekleyen firmalar, atacakları adımları uzun vadeye yayarak uzaktan eğitim sistemlerinin olgunlaşmasını ve birbirleriyle uyumlu çalışabilir hale gelmesini beklemektedirler. Bu durum aynı zamanda, Türkiye’nin internet alt yapısının da gelişimini beklemek anlamına gelebilir.
Bununla birlikte yapılan araştırmalar, özellikle karma eğitim modelinin, bilişsel (cognitive) ve davranışsal (behavioral) eğitimlerde, sınıf ve uzaktan eğitim programlarına göre daha etkin olduğunu göstermektedir. The Elearning Guil” adlı internet tabalı bir uzaktan eğitim platformunun 2003 senesinde yaptığı bir araştırma bunu açıkça göstermektedir. (Bknz.: Grafik 2)

Grafik 2: Elearning Guild Tarafından Gerçekleştirilen Araştırma Sonuçları
İnsanlar Kendi Kendilerine Öğrenebilirler. Ancak...
Yukarıdaki grafikten anlaşılan başka bir çarpıcı sonuç ise “katılımcıların karma bir eğitim programına dahil olduklarını anlamamalarıdır”. Bunun nedeni muhtemelen kurumsal ölçekte geliştirilen projelerde çoğu zaman çok önemli bir bacağın atlanmasıdır. Bu da bu “projenin çalışanlarla veya daha genel olarak katılımcılarla iletişiminin sağlanamamasıdır.” Bu aşamaya literatürde “tutundurma çalışmaları” denilmektedir. Tutundurma çalışmaları, projelerin aslında en hayati aşamasıdır. Genel anlamda bir uzaktan eğitim projesini yapılandırmak için sarfedilen zaman 40 ise, bu projenin iletişimine 60 birim zaman ayırmak gerekir. Projeye dahil olacak katılımcıların modelin veya sistemin içeriğini, yapısını çok iyi anlamaları, çalıştıkları veya öğrenim gördükleri kurumun kendilerinden beklentileri ve hedefleri, izlenecek prosedürler çok iyi tanıtılmalıdır. Mümkün olan yerlerde bu tanıtımlar için bir “maskot” seçilmesi, projenin yürütücüsü olarak bu maskotun iletilecek mesajları vermesi etkin bir çalışmadır.
İletilecek tüm mesajların en tepe yönetimden (genel müdür, rektör gibi) aşağıya doğru inmesi, üst yönetimin bu projeye sahip çıktığının kurum içinde anlaşılması açısından çok önemlidir. Zira kendi üstlerinin projeyi sahiplenmediğini hisseden bir çalışandan nasıl performans beklenebilir ki?
Sadece projeyi tanıtmak yeterli olmamaktadır. Aynı zamanda, proje başlatıldığında, sistemin kullanıcılar ile etkileşimi, tepkileri, eleştirileri ve karşılaştıkları sorunlar takip edilmeli ve kişinin kendisini sistemle başbaşa ve yalnız hissetmemesi sağlanmalıdır.
Her ne kadar teknoloji merakı dolayısıyla insan doğası bu tür girişimlerden heyecan da duysa, bu heyecan karşılaştıkları ilk sorunda hüsran yaratabilmektedir. Bunun önüne geçmek için, ister sadece uzaktan eğitim isterse karma eğitim modelinde olsun, mutlaka sistemin arkasında “insanların” olduğu hissi yaşatılmalıdır. Özellikle katılımcıların aldığı eğitimler, kullandıkları içerikler ve sistemler ile ilgili sorulara hemen yanıt verilmelidir. Katılımcıların performans takibi üstleri tarafından yapılarak, düzenli olarak raporlanmalı, raporların sonuçları katılımcılarla paylaşılmalıdır.
Böylesi bir eğitim anlayışının, aslında topyekün bir kurumsal anlayış değişikliği olduğunun da vurgulanması yerinde olmaktadır. Çünkü kişilerin “Nerden çıktı şimdi bu? Eski köye yeni adet!” tarzındaki serzenişleri ve gösterecekleri direnç, topyekün bir değişikliğe gidildiği mesajlarının verilmesiyle aşılabilir.
İçeriklerin Rolü
Uzaktan eğitim içeriklerinin bu tip projelerdeki rolü nedir? Kritik başarı faktörlerinden birisi de, hangi konuda olursa olsun, hazırlanan içeriklerin etkinliğidir. Konusuna ve beklentilere göre yapısal değişiklikler gösteren uzaktan eğitim içerikleri için dünya çapında pek çok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalarda, hangi özelliklerin bir içeriği en etkin şekle kavuşturduğu konusun araştırılmaktadır. Bu yönde çalışan ASTD (American Society for Training & Development) ve AICC (Aviation Industry CBT Committee) gibi kuruluşlar belirli bir standardı sağlamaya çalışmaktadır. Özellikle üretilen içeriklerin her türlü eğitim yönetim sisteminde (EYS) çalışabilir olması ve içeriklerin belirli bir kalite standardının olması gözetilmektedir.
Ülkemizde de Türkiye Bilişim Vakfı (TBV), uzaktan eğitim kavramları ve standartları konusunda 2003 yılında, pek çok özel ve kamu kuruluşu ile üniversitelerin katılımıyla çeşitli çalışmalar yapmış, düzenlenen Bilişim Şuralarında durumu değerlendirmiş ve tavsiyeler içerin bir kitapçık oluşturmuştur. (Bknz.: http://www.tbv.org.tr/)
Öğrenme konusunda yapılan araştırmalarda ilginç istatistiklerle karşılaşılmaktadır. Mesela ABD’de yapılan bir araştırmada, matematik kitaplarının olması gerekenden %175 daha fazla konuyu ele aldığı görülmüştür. Buna rağmen ABD’de okuyan Alman öğrenciler, Amerikalılar’dan daha başarılı olmaktadır. Bunun sırrı ise beynimizin bir seferde alabileceği bilginin miktarında yatmaktadır. Alman eğitim sisteminde yetişmiş öğrenciler, daha az konuya daha fazla konsantre olmaktadır ve bu da bilginin alınması ve anlaşılması için daha iyi bir performans demektir.
Benzer şekilde, uzaktan eğitimde kullanılan web tabanlı içeriklerde, konuyla ilgili tüm detayları katılımcıya sunmak, onu boğmakla eş anlamlıdır diyebiliriz. Genel bir prensip olarak, katılımcının bir ekranda minimum zamanda maksimum bilgiyi alması gerekmektedir. Ancak bu maksimum, aktarılmak istenen bilgilerin hepsini kapsamamaktadır. İnsanların ekranlardan bir metni okuma hızlarının, aynı bilgiyi ellerindeki bir sayfadan okumaya göre yarı yarıya daha yavaş olduğu da göz önünde bulundurulduğunda; en kritik ve öz bilginin sunulması, geri kalanının katılımcının isteğine ve araştırma isteğine bırakılmasıdır. Bu prensip, uygulama olarak bilişsel veya davranışsal eğitim modellerine göre farklılık gösterse de temelde içerik geliştirme profesyonelleri tarafından sıklıkla kullanılmaktadır.
Kendi kendine eğitim prensibinin yerleştirilmesi için gerekli olan tüm malzemeler hazır olduktan sonra, kişinin kendi kendine öğrenmemesi için hiç bir sorun kalmamaktadır (tabii ki kişinin kendinden kaynaklanan problemler hariç).
Alttaki tabloda, karma bir eğitim modelinde olması gerekenler bir çerçeve içinde sunulmuştur. Bu bileşenler sadece temel bir yapıyı gösterse de, esas önemli olan, her konuya, hedef kitlesine ve hedeflere uygun karışımı yakalayabilmektir.
Tablo 1: Eğitim Metodları
|
Eğitsel Amaçlar
|
Yüzyüze Eğitim
|
Kendi Kendine Uzaktan Eğitim
|
Canlı Uzaktan Eğitim
|
|
Bilgi Edinmek
|
|
- Kendi kendine çalışma kılavuzları
- Uzaktan eğitim modülleri
- Makaleler
- Kaydedilmiş canlı uzaktan eğitim seansları
|
- Canlı uzaktan eğitim sınıfları
|
|
Pratik Yapmak
|
- Uygulama pratikleri
- İş başı eğitim
- Koçluk ve danışmanlık
|
- Simülasyonlar
- Oyunlar
- Vaka çalışmaları
- Etkileşimli uzaktan eğitim modülleri
|
- Çevrimiçi derslerde uygulama egzersizleri ve koçluk
|
|
Bilgi ve Beceri Kazanımını Değerlendirmek
|
- Davranışları gözlemleme
- Egzersizlerle ilgili geri bildirim
- Testler
|
- Çevrimiçi değerlendirmeler
|
- Canlı uzaktan eğitim sınıflarında çevrimiçi değerlendirme ve geribildirimler
|
|
Birlikte Çalışmak
|
- Tartışma ve faaliyet planlama içeren sınıf aktiviteleri
|
- E-posta
- Bültenler
- Forumlar
|
- Canlı uzaktan eğitim sınıfları
- Sohbet odaları
|
|
Desteklemek
|
|
- Çevrimiçi yardım ve uzman sistemleri
- Çevrimiçi “Bilgi Yönetim Sistemleri”
|
- Çevrimiçi koçluk ve danışmanlık
|
Tabloda eğitsel amaçlara göre farklılık gösteren değişik eğitsel aktiviteler derlenmiştir. Araştırmala burada bahsi geçen üç değişik metodun birarada kullanıldığı eğitim projelerinin daha başarılı olduğu sonucunu ortaya koymaktadır.
Sonuç
Verdiğimiz istatistiki bilgiler, araştırma notları ışığında kişisel ve kurumsal öğrenme metotlarının son yıllarda hızla geliştiği ve değiştiği gözlemlenmektedir. Her ne kadar bu metotlar değişikliğe uğrasa veya gelişse de, “kişinin nasıl öğrendiği” sorusu hala bir bilinmezdir. Evet bilim pek çok gerçeği su üstüne çıkartmıştır. Ama çıkardıklarından daha fazlası da da hala suyun altındadır, ya da çok bulanıktır.
İnsanoğlunun evrimsel gelişim sürecinde uğradığı değişiklikler ile öğrenme yetisini hayli geliştirdiği, özellikle son yüzyılda inanılmaz değişimler gösterdiği bir gerçektir. Teknolojinin buna olan katkısı tabiki yadsınamaz. Bununla birlikte tam olarak insan beyninin öğrenme işlemini gerçekleştirirken nasıl çalıştığını, konuyla ilgili hiçbir kuram tam olarak açıklayamamaktadır. Durum böyle olunca kişinin en kısa sürede davranış değişikliğine yol açacak, kendine ve iş sonuçlarına pozitif etkisi olacak eğitsel aktiviteler konusunda dikkatlice seçim yapmak, yukarıda anlatmaya çalıştığımız yöntemlerin hepsini yeri geldiğinde kullanmak en doğru yol gibi gözükmektedir.
Şimdi en başta sorduğumuz soruyu tekrar ederek bölümümüzü bitirelim: İnsan kendi kendine öğrenebilir mi? 12 sayfa boyunca okuduklarınızdan bir şey öğrendiyseniz bunun cevabını artık biliyorsunuz.
Dipnotlar:
(Robert Vogel, La Salle Üniversitesi)
Rasim Deniz, İTÜ, 2003
IDC 2003
Armin Ulbrich, 2002
Mustafa YÜCELGEN
Görüntüleme sayısı: 3005